Posted on

Yemenizi’yi kimler giyerdi? Osmanlı döneminde yemeni giyen padişahlar

Osmanlı İmparatorluğu döneminde avam ve asker sınıfı yemeni giyerdi. Özellikle yemenizi ayakkabılarıyla gündeme gelen bu sanat tam anlamıyla Osmanlı dönemini yansıtır. Sarı ya da siyah ince sahtiyandan yapılan yemeni, burnu hafif sivri ince yemenizi ayakkabı türü olsa da cumhuriyet döneminde de yapılmaya devam edilmiş olan bir ayakkabı çeşididir.

Osmanlı döneminden taşıdığı geleneksel izleri bozmadan modern tasarımla günümüze uyarlanarak dünyanın en rahat ayakkabılarından olan yemeniziler yeniden üretilmiştir.

Yemenizi nedir? Yemenizi sağlıklı mıdır?

Ayakta ter, koku ve nasır yapmayan yemeniziler yemeni’den gelir. Yemenicilik mesleğini yapan ustaya Köşger denir. Yemenizi sadece bir ayakkabı değil aynı zamanda bir sanattır. El sanatı olan bu meslek unutulmaya yüz tutmuştur. Bu mesleği canlandırmak adına çıkan Yemenizi markası yeniçeri,saray, Enderun, sultan, saray, Hürrem, sadrazam, gibi modelleriyle yaz sezonunu karşıladı.

Yemenizi Erkan Tan Ver Mehteri?

Yemenizi’ye desteğiyle bilinen ünlü televizyoncu Erkan Tan Osmanlı yadigarı için mehter verdi. Ver mehteri sloganıyla ünlenen Erkan Tan Yemenizi sanatına sahip çıkarak bu değerin yanında olduğunu gösterdi.

Yemeniler nasıl yapılıyor? Yemenizi nasıl dikilir

Cumhuriyet döneminden itibaren yapılan yemenilerin tabanı genellikle camız derisi nadiren sığır derisi, sayası keçi derisi ve saya astarı ise mesindir.

Posted on

Yemeni nedir? Yemenizi’nin faydaları nelerdir?

Yemeni; üstü kırmızı ya da siyah deriden, tabanı köseleden dikilen topuksuz ve çok sıhhatli olan ayakkabıdır. Yemeni yurdumuzun diğer yörelerinde yazmaya verilen ad olmasına karşılık ayağa giyilen bir çeşit ayakkabıya verilen addır. Yemenizi ise geleneksel tarzda yapılan yemenilerin modern bir tasarımla yorumlanması sonucu oluşur.

Gaziantep’te yemeniciliğe “köşgercilik”, yemenicilere “köşger”, yemeni ustalarına “köşger ustası” denilmektedir. Köşger kelimesi Farsça “keşfger” kelimesinden gelişmiş olup ayakkabı yapan anlamına gelmektedir. Yemeni ilk defa yemende Yemen-i Ekber isminde bir kimse tarafından icat edilmiş ve kendi ismini vermiştir. Köşkercilik Yemenizi ile tekrar canlandı. Unutulmaya yüz tutmuş yemenicilik Yemenizi sayesinde ayakta duruyor. Yemenizi nedir? Yemenizi’nin faydaları nelerdir? Oldukça sağlıklı ter, koku yapmayan bir yapıyla dikilen dikişleri ayağı rahatsız etmez.

Özellikle çorapsız giyilen Yemenizi’nin tabanında bulunan kil bütün gün ofis ortamında ya da şehir hayatında elektrik toplayan ve ağrıyan ayaklarınızı rahatlatarak ayağınızdaki kili alacaktır. Birbirinden özel Yeniçeri, Saray, Hürrem, Sultan, Enderun ve Sadrazam gibi modelleri bulunan Yemenizi osmanlı kültürüne sahip çıkıyor.

Unutulan ecdat yadigarı Yemenicilik el yapımı sanat olan Yemenizi ile tekrar hayata geçiyor.

 

Posted on

Yemeni nasıl yapılır?

Tabaklanarak ve kök boya ile istenilen renkte boyanan derilerden yapılan yemeninin tabanında camız ve manda köselesi kullanılarak astarda koyun derisi kullanılmaktadır. Taban kalıba uygun şablon (ıstampa) ile kesilir.

Sayanın dikiminde kenar kıyı ve biyeleri keçi derisi kıyılık dönme dikişi yapılır. Yemeninin, taban ile yüzün birleştirilmesi bizle açılan deliklerden ters dikiş ile yapılır. Bu işlemler sırasında kesinlikle yapıştırıcı kullanılmadığı gibi dikimde kullanılan pamuklu ipliğin sağlamlaştırılması balmumu ile yapılmaktadır.

Taban ile yüzün tersten birleştirilmesinden sonra, yemeninin ıslatma işlemi ile derinin yumuşatılması sağlanır.

Elde dikilerek çevrilen yemeni, su içerisinde bekletilerek yumuşatıldıktan sonra, ayağın şeklini alabilmesi için kalıba giydirilerek kurumaya bırakılır. Kalıpta son şeklini alan yemeni, derinin doğal rengi ya da toprak ve ağaç köklerinden elde edilen boyalarla boyanır. En çok kullanılan renkler siyah, kırmızı, yeşil, portakal ve sarıdır. İsteğe göre mor, pembe, mavi ve benzeri renklerde kullanılmaktadır. Saya da yapılan model değişiklikleri yemeninin farklı isimler almasına sağlamaktadır.
Tokalı Osmanlı yemenisi: Yemeninin yapım aşamaları ile aynı malzemelerin kullanıldığı tokalı Osmanlı yemenisinin farkı bağlamak için kullanılan tokasıdır. Modaya uygun farklı renklerde yapılan Tokalı Osmanlı yemenisi geçmişten bugüne yapım tekniği değişmeden günümüze kadar gelmiştir.

Saray Yemenisi

Yemeninin sayasının iki parça halinde farklı dikiş teknikleri kullanılarak birleştirildiği ayakkabı modelidir. Özkarcı, saray yemenisinin Osmanlı döneminde devlet adamlarının sarayda terlik olarak kullandıklarını söylemektedir. Yemeninin yapılış esasına dayalı olarak yapılan bu model, iki parça halinde yapılan sayanın farklı malzemeler, saraç dikişi süsleme teknikleri ile model değişimleri yapılmaktadır.

Kelik

Koncu incik kemikleri üzerine çıkan, önden deri bağcıkla kapanan, postalın kısa olanı da diyebileceğimiz ayakkabı türüdür. Tabanda manda derisi, saya kısmında dana derisi kullanılır. Ağız kenarında ve bağcık altında kalan (kepez) kısmın kenarlarında yüz ile farklı renk de koyun derisi ile kıyılık ile temizleme yapılır. Kahramanmaraş halk ağzında kullanılan “Kelik” Hayati Vasfi Taşyürek’in “Lügatçemiz” şiirinde yer almaktadır.
Yemeniye kelik, yoğurda katık,
Bulgur pilavına aş derler bizde.
Genç horoza celfin, pilice ferik,
Kümese yollarken kış derler bizde.
Kelik, Osmanlı döneminde çok giyilen postala göre daha sade ve yazlık olarak yapılmış bir ayakkabı türü olarak da kaynaklarda geçmektedir. Kelik, günümüz ayakkabı modasında en çok kullanılan kısa bot modellerinden olup, modernize edilerek farklı malzemeler de kullanılarak üretilmektedir.

Postal

Yüce, “Göçebe Türklerde Ayakkabı Kültürü” makalesinde Postal (Farsça>Postgal) tanımlar; konç denen üst kısmı keçi derisinden, topukları örtecek uzunlukta tabanı sığır dersi köseleden ökçesiz ve tabanın uç kısmı sivri, kayık burnu gibi yukarı kıvrık, çok kayan ve bu yüzden giyeni sık sık düşüren bir ayakkabı türüdür (Bu postal denen ayakkabı türünün, bugün askerlerin giydiği potin veya bot cinsinden olan ayakkabı türüyle karıştırmamak gerekir. Bunlar birbirinden farklı ayakkabıdır). Postalın koncunun ön kısmı açık olur, bu açıklığın arasında kulak veya dil denen bir meşin parça bulunurdu. Postal da tıpkı yemeni gibi elde dikilen, fakat sadece erkeklerin giydiği bir ayakkabı türüydü (Yüce 2003: 325).
Koçu (1996: 193), amele, işçi ve askerde nefer ayakları için yapılan kaba potinlere de “Postal” denilir, demektedir.
Genel olarak yapım tekniği ve aynı malzemelerin kullanıldığı postal, Kahramanmaraşlı köşkerlerimizin yaptığı “Nakışlı postal”, Osmanlı döneminde yapılan ürünlerin kalitesi ile köşkerlerin işlerine verdikleri önem ve zanaatkarlıklarının göstergesi olarak günümüze ulaşmıştır. Yapılan ürünlerin farklılık yaratan özellikleri Kahramanmaraş’ta el sanatlarına verilen değeri de ortaya koymaktadır. Günümüzde Kopar ailesinin yaptığı ürünlerde görülen farklı tasarımlar da, dededen toruna kadar uzanan bu zanaatın devamı görülmektedir.

Edik

Sağol (2003: 24), ediğin “çizme“ anlamında kullanılan ilk kelime olduğunu söylemektedir. “Ayakkabı Kelimelerindeki Anlam Değişmeleri” adlı makalesinde, kelimeyi Pakalın’ın tanımından vermektedir.” Sefere gidilirken “çedik” üzerine giyilen çizmenin öteki ismi idi, çekme de denilirdi demektedir.
Kahramanmaraş’ta daha çok kadınlar tarafından giyilen ediğin topuk kısmına nalça çakılarak erkek ediklerinden farklı yapılmıştır. Özkarcı, önceden düğünlerde gelinlerin edik giydiklerinden bahsederek, edik giymenin belli bir olgunluk, liyakat ve yetişkinlik gibi derin manaları da olduğu ve sosyal hayattaki öneminden bahsetmektedir (Özkarcı 2012: 8).
Kahramanmaraş’ta çok farklı şekillerde yapılan edikler günümüzde de farklı malzemeler kullanılarak yapılmaktadır.

Posted on

Yemeni Tarihi

Kahramanmaraş’ta dericiliğin önemli bir kolu olarak yer alan “köşkerlik”, Türklerin 1085 yılında bu bölgeye yerleşimleri ile başlayan bir sürece dayanır. Orta Asya’da doğmuş, Anadolu Selçukluları Döneminde örgütlenerek gelişmiş, Dulkadiroğluları ve Osmanlı imparatorluğu Döneminde işlenmiş deri ve deri ürünlerinin kalitesiyle zirveye ulaşmış olduğu kaynaklarda geçmektedir. Kahramanmaraş’ta köşkerlik sanatı 1940’lı yıllara kadar en parlak dönemini yaşamış ve imal edilen ürünlerin geneli ihraç edilmiştir.

Günümüzde imalatı tek olan Kahramanmaraş çarıkları 1800’lü yıllarda köşker diye adlandırdığımız ayakkabı yapım ustalarından Salman Kopar, ondan sonrada oğlu Mehmet Kopar, 1944 yılında Mehmet oğlu Allaatin Kopar, 1975 yılında Allaatin oğlu Hüseyin Kopar, 1998 yılında Allaatin oğlu Mehmet Kopar ve 2000 yılında Hüseyin oğlu Fatih Kopar dedelerinden bu yana gelen sanatı yaşatmaya çalışmaktadırlar.
İnsan ihtiyaçlarının farklılaşması ile birlikte ayakkabının fabrikasyon üretimi “köşkerliğin” kaybolmaya aday meslekler arasında yer almasına sebep olmuştur. Kahramanmaraş’ta “Kopar ailesi” bu sanatı dedelerinden bu yana sürdürerek bugüne taşımışlardır. Günümüze uyarlayarak modernize ettikleri ürün modelleri dikkat çekici özellikte olup, turizme ve Maraş ekonomisine de katkı sağlamaktadır.

Çarık: Uygurlardan beri bilinmekte olan çarık kelimesi; eski Türkçe, orta Türkçe ve eski Anadolu Türkçesinde çaruk şeklinde idi. Osmanlı Türkçesinde hem çaruk hem de çarık şekli kullanılmıştır (Naskali 2003: 39). Sağol, “Ayakkabı Kelimelerinde Anlam Değişmeleri” adlı makalesinde çarık kelimesinin Arapça ve Farsça karşılıklarına ve lehçelerdeki durumuna göre çarığın karşılıklarını maddeleyerek izah etmiştir.

1. Çarık (kelimeye bir yerde “keçe çorabın üzerine giyilen karda kullanılan
deriden yapılma” olarak, diğer bir yerde ise “deri tabanlı ve üst kısmı
sicimli” olarak açıklama getirilmiştir.
2. Çizme
3. Kundura
4. Postal
5. Terlik

“Koçu (1996: 64), çarığı, Türk Giyim Kuşam Süslenme Sözlüğünde (H. Kazım, Büyük Türk Lugatı) köylümüzün en yaygın ve en makbul ayakkabısı; “aslı Farsça çaruğ ismidir” şeklinde tanımlamıştır. Çarık, Osmanlıdan cumhuriyetin ilk yıllarına kadar köylünün giydiği kullanımı en yaygın ayakkabıdır. Çarık, ayağın tabanının dan parmak üstlerine kadar, ayağın
etrafı ile topuğu kapatacak şekilde tek parça gönden, sırımla bağlanarak ayağa
giyilecek şekilde yapılır. Çarığın en makbulü, tuzla terbiye edilerek gölgede kurutulmuş deriden (gönden) tek parça olarak yapılanıdır. Başmak ve Yemeni: “Kısa kenarlı, kırmızı ve sair renkte (sarı yahut siyah) sahtiyandan yapılır. Kaba pabuç ki avam giyer” (Şemseddin Sami, Kaamusu Türki). Bir erkek ayakkabısıdır (Koçu 1996: 246). Şen (2003: 5), Ayakkabı ile ilgili kelimeler üzerine” adlı makalesinde Osmanlı Türkçesinde “başmak” genel olarak ayakkabı anlamına gelen bir kelime olduğundan bahsederek Yemeniyi; sahtiyandan yapılan, avam tabakasına mensup erkeklerin giydiği, üstü ayak parmakları ve incik kemiği görünecek kadar açık, ökçeli ve kaba bir ayakkabı olarak tanımlar.” Başmak ise üstü yemeniye göre daha kapalı, burnu küt ve yuvarlak, arka kısmı sert bir ayakkabıydı. Yine Osmanlılarda ayakkabı imal edip satan ve tamir eden kimselere de başmakçı denmekteydi. “Göçebe Türklerde ayakkabı kültürü” makalesinde Yüce (2003: 323-325),
Yemeninin en çok kadınların giydiği bir ayakkabı türü olduğundan bahsetmektedir. Bunun düz yemeni, tokalı yemeni veya güllü yemeni denen türleri olduğundan da bahsetmektedir. Aynı zamanda yemeninin ökçeli olması, yürürken ayağın kaymamasına yardımcı olacağı için pek çok kimse tarafından tercih edildiğini de anlatır. Yemenilerde renkli iplerden oluşan toka veya gül süs unsuru olup, tamamen isteğe göre sadece kadınların giydikleri yemenilerde olduğunu da söylemektedir.

Kahramanmaraş kervan yollarının geçiş güzergâhı, konar göçerlerin yaşadığı ve Osmanlının son döneminde Kafkasya göçmenlerinin yerleştirildiği bir bölge olmuştur. Bu nedenle farklı toplulukların yaşam biçimleri, kültürleri ve benzeri özellikleri Kahramanmaraş’ta yapılan yemenilerin ürün çeşitliliğinin çok olmasında önemli bir etken olmuştur.